Skip to content
Uçuş Yazdır E-posta
Cumartesi, 13 Ekim 2007
ImageUçakların yakıt depolarındaki tonlarca yakıt gibi harcanmaya başlandı düşünceler. Kelimeler benliğim gibi uçuşta çarpacak bir duvar arıyor. Ve birden bir hava boşluğuna takılan hecelerim elimde düğümleniyor. ImageYazamıyorum yazmaktan oldum olası nefret ettim zaten galiba nefretin sebebi korku. Evet, korku en sahte duyguların en gerçekçisidir. Yolcularda korkuya kapıldı bu uçak düşmemeliydi bu onların sonu olurdu ama onlar sondan değil sonsuzluktan korkuyorlardı. Anlamsızca yaşadıkları nefes alma hadisesini güçlendiren oksijen maskelerine muhtaç oldular. Bu uçak düşemezdi. Onları sonsuzluğa çeken bir girdaba kapılmış olamazlardı. Neydi ki bu sarsıntı. Ölüm korkusu mu harflerin yerlerini karıştırmıştı. Yalpalanma durduğu an tüm yolcular kendine geldi ve tekrar karanlık hâkim oldu uçağa. Hâkimi karanlık olan bir millet nasıl yol alabilirdi aydınlıkta. O zaman rota değiştirmeliydi bu gemi karanlığa yani siyahın kutsal topraklarına kavuşmalıydı. Ve bu çocuk başladı petrolle yıkanan ayaklarıyla yürümeye kutsal topraklarda. Ayak izlerinden onu takip etti en saf ırk kendilerini toprağa gömercesine. Uğruna bedenlerini harcadıkları karanlığın onların ruhlarını sattığını anladıklarında siyahî lider baştaydı. Bozuk kafalarla çatmaya başladılar sanki suç tüm siyahlarınmış gibi. Artık ne uçaklardaki insanların değeri kalmıştı ne de çarptırdıkları yerlerin önemi vardı. Aslında hiçbir mantık yoktu bu oyunda bütünüyle çığlıklar atan bir topluluğun seslerinden kötülük yayılmaktaydı ama anlamayan insanlık bir müzikal olarak nitelendirdiler tüm bunları. O kadar da saf olmamalıydık doğru değildik de. Ama bir önemi var mıydı kapanan göz kapaklarının arkasına saklanmanın. Kimsenin buzdolaplarındaki penguenleri taktığı yoktu. Sorun akvaryumlardaki balıklardaydı hafızaları beş saniye olsa bile. Neden hedef en acımasızca planları yapanların düşüncelerinden belirleniyordu ya da neden tüm harfler o plana göre diziliyordu okyanusun ortasına. Korku tüm yapılanların sebebi nefretin kaynağıydı. Daha ne kadar yazı yazabilirdim ki bu kâinata miras kalsın diye. Ben de mi sonsuzluğa gömülenlerdendim. Dereceler gittikçe yükselirken kızışan savaşlara mı bakakaldık yani. Sorun galibiyeti belirlemekse tamamen öznel bir yargı olduğu unutulmuşken belirleyeninde kolaların yapıldığı böcekler olduğu belli bir şeydi. Gene de fiziğin muhteşem akışına yetişemeyen ırkların çaldıkları beyinler hesapsızca bir uçağa tıkılmaktaysa galibiyetin önemi kalmıyor satırlarımda. Oluşturduğum tüm filolar garip bir şekilde kafamda yol almakta. İnsanlığın belirsizce seslerine kulak vermeyi kestiğiniz an iç huzuru bulabilirsiniz ama ondan sonra gelen felaketten adımlarınızla kaçamazsınız. Sizi kovalayan uğultu senfonisini atlatmak için bir uçağa atlamaktan başka çare yok. Eğer boyunuz yetişmezse ya da tırmanamazsanız uçak kapılarına sizi yakalayan seslerin arasında buzullar gibi erirsiniz en yakın buzul çağına kadar. Böylesine karmaşık bir savaşta yaşam mücadelesi vermek gibi bir soruna takıldınız mı ilk vuruşta kendinizi bir çölde bulursunuz. Susamış bir kum tanesi gibi suyun içinde kaybolursunuz son sözünüzle. Arkada kalan insanlık sanki ölen kişiyi çok umursarmış gibi belki bir mezar taşı yaptırır kuzey kutbuna. Sonra kaldıkları yerden devam ederler kâinat kavgasına. Yeni keşfedilen bir gezegenin heyecanıyla atlar bazıları ölümün kollarına. Bazıları da yeni savaşlar çıkacak diye kullanır aklını en yüksek teknolojiyle bir silah üretmek için. Sanki herkes sonsuzluğun kıyısındayken silah satın alırmış gibi. Zaten bilebilseydi kendinin geleceğinin gelemeyeceğini boş yere uğraşmazdı karmaşık sayılarla fezada. Eğer bilseydi atlardı bir uçağa kaçar kaçabildiği kadar en azından sona kadar. Tüm insanlık derin nitelendirmelerle el birliğiyle savaşı bırakarak bir uçak üretti en derin kelimelerden sonsuzda canlanıp kanat çırpsın diye. Belki yolcu koltukları dolarda açıkta kalırım diye kendime bir uçak yaptım pilotu sessizlik oldu rotası sonsuzluk böylece son bulana kadar beyin hücrelerimi çalıştırdım bu hayata mana yüklemek için. Böylece tanımlayamasa da insanlık sebepsizce davranışlardaki çaresizliğin nedenini dünyanın evren içinde savaş yapmak için o kadar da değerli olmadığını anladıkların da bende çoğu insan gibi sonsuzluğa doğru yol alacağım ama ne şekilde bilinmez.
Yorumlar (1)Add Comment

Yorum Yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.

busy
Tag :
Delicious
Furl it!
Spurl
NewsVine
Reddit
YahooMyWeb
Digg
Son Güncelleme ( Çarşamba, 31 Ekim 2007 )