| Modern Türk Tiyatrosunun Evreleri |
|
|
| Salı, 31 Temmuz 2007 | |
Geleneksel tiyatrodan ayrı olarak Batı Tiyatrosu üç döneme ayrılır: 1839’dan 1908’e kadar olan dönem; Tanzimat Tiyatrosu, 1908’den 1923’e kadar olan dönem; Meşrutiyet Tiyatrosu, 1923’ten sonraki dönem de; Cumhuriyet Tiyatrosu.
Kazanılan kimi savaşların ardından ya da halkın coşkuyla karşıladığı bazı durumlarda 40 gün 40 gece süren şenlikler düzenlenmiş ve bu şenliklerde seyirlik oyunlar geniş ölçüde yer almış; böylece saray, esnaf, ordu ve halkın çeşitli kesimleri bir araya gelmişlerdir. Batı tiyatrosunun Türkiye' ye girmesiyle saray bununla da ilgilenmiş, dışarıdaki tiyatro topluluklarına imtiyazlar, fermanlar verilerek bunlar belirli ödeneklerle desteklendiği gibi, ayrıca; Çırağan, Dolmabahçe ve Yıldız saraylarında tiyatrolar kurulmuştur. Saray içinde de gerek yabancı, gerek yerli, kalıcı tiyatro toplulukları oluşturulmuş, bunlar asker gibi üniformalar giymişler, çalışmaları madalyalar, rütbelerle değerlendirilmiş, içlerinde paşa katına yükselenler bile olmuştur. Örneğin; Donizette Paşa, Guatelli Paşa. 1908’de Meşrutiyet Tiyatrosu ile Saray Tiyatrosu sona erdi. Sonuncu gelenek olan Batı Tiyatrosu da belli bir çevrenin, toplumsal kesimin tiyatrosu olmuştur. İstanbul, Bursa, İzmir, Edirne, Adana gibi kentlerde gelişen Batı tiyatrosunun, Türkiye Cumhuriyeti döneminde bile bütün yurt düzeyine yayıldığı söylenemez. Batı tiyatrosunun ayrıldığı üç evreyle ilgili olarak da şunun bilinmesi gerekir: Her evre, hem tiyatro açısından hem de anayasal ve siyasal değişiklikler açısından şekillenmiştir. Şöyle ki: 1839, Gülhane Hattı Hümayûnu’nun okunduğu yıl olduğu gibi, İstanbul’ da dört tiyatronun açıldığı yıldır. 1908 yılı hürriyetin ilânı ve Meşrutiyet’in kabulü olduğu kadar; tiyatro bakımından da önemli bir yıldır; çünkü, 1884 yılından başlayarak 1908’e kadar, II. Abdülhamit’in sıkı denetimi altında tiyatro etkinliği ve onun gelişimi durmuş, oyun yazarları oyun yazamaz olmuşlardır. 1908’de, Hürriyet’in ilânının daha ilk haftalarında tiyatro etkinliği başlamış, yazarlar baş döndürücü bir çabuklukla oyunlar yazmışlardır. 1923 ise; aslında tam olarak Meşrutiyet’ in bittiği yıl olarak kabul edilmeyebilir, fakat, bu tarihte anayasal düzende değişiklik olması ve Cumhuriyet’ in ilânı, bu tarihi, önemli bir başlangıç yapmaya da yetiyor. 1923, tiyatro bakımından bir dönüm noktasıdır. Tiyatromuzun en önemli sorunu olan, kadının sahneye çıkamamasının, Atatürk’ün yüreklendirmesi ve verdiği güvence ile ortadan kalkmış olduğu gibi, ayrıca, gene 1923 yılında Ankara Hükûmeti, tiyatroyu desteklemek konusunda ilk adımı atmıştır. Türkiye‘ de tiyatronun gelişmesinde Büyük Elçiliklerin de katkıları fazladır. Devlet Erkânı’ nın görevlendirmesiyle, gittikleri seyahatlerde, o bölgenin sanat yaklaşımını, yeni yazılmış eserlerin biçemini, türünü, yazarını ve tiyatro mimârîsini yakından takip etmiş ve yurda döndüklerinde bu bilgileri aktarmışlardır. Ülkemize tiyatronun tam mânâsı ile kazandırılabilmesi için de; yabancı oyun yazarlarının eserleri tercüme ettirilmiş ve bu eserler, adaptasyon yoluyla, Türk Tiyatrosu arşivine katılmıştır. II. Mahmut’un, 1836’da Fransa’dan sipariş ettiği oyun sayısı 500’dür. Bunun 40’ı tragedya, 50’si dram, 30’u komedya ve 280’i vodvildir. Türkiye’de yazılan ve sahnelenen ilk eser; Şinâsi Efendi’nin ‘’ Şair Evlenmesi’’ adlı eseridir. Bu eserden 15 - 20 sene öncesinde yazıldığı anlaşılan bir başka eser daha vardır, fakat; o eserin hiçbir edebî yanı olmadığı da ortaya çıktığı için ‘’Şair Evlenmesi’’ nin tahtı sallanmamıştır. Tiyatronun gelişimi için basın da destek veriyordu. Zirâ, ‘’Şair Evlenmesi’’ nin gösterimleri bittikten sonra eserin metninin gazetede yayımlanması buna güzel bir örnektir. İleriki yıllarda da tiyatronun gelişimi, Ankara Hükûmeti ve bilhassa Atatürk’ ün çabalarıyla sürdürüldü. Devlet Konservatuarı kurulmasını gönülden isteyen Atatürk, bununla ilgili çalışmaları başlattı. İstanbul’ da ilk Devlet Konservatuarı kuruldu. Başına, Muhsin Ertuğrul getirildi. Muhsin Ertuğrul, hem müdürlük hem rejisörlük hem de okutmanlık yapıyordu. Kendi öğrencilerinden oluşan bir oyuncu kadrosu da vardı. Tiyatroya oyuncu kazandırma ve oyun sahneleme konularında öcü ve başarılı bir tiyatrocu olduğu muhakkaktır. 1930’larda başlayıp 1950’lere ya da 1960’lara kadar devam eden bir süreçte; tiyatro, kent ve kasabalarda Halkevleri; köylerde ise, Köy Enstitüleri kurulmasıyla varlığını tabana yayarak ilerlemiştir. Hattâ; o yapılanmanın içinde diğer birçok sanat dalı daha bulunduğu için, halkımızın arasında sanat anlayışı iyi yerlere doğru gidiyordu. Ama, bu Halkevleri ve Köy Enstitüleri, nasıl olduysa olmuş, hızlı bir şekilde ortadan kaybolmuştur. ‘’Aydınlık Türkiye Hedefi’’ de böylece hâyâl olmuştur. Tiyatronun, şu an; olması gerektiği düzeyden çok daha gerilerde kalmasının sebeplerinden biri de kuşkusuz, kapatılan Halkevleri ve Köy Enstitü’leridir Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 31 Temmuz 2007 ) |
|
Altay ÜSTÜNDAĞ |
Bağlı değil
Yazara E-Posta Atin
|
|